15 Ağustos–15 Eylül 2026 döneminde dünyada ve Türkiye’de rejeneratif tıp alanındaki önemli gelişmeler
Tıbbın en hızlı dönüşen alanlarından biri olan rejeneratif tıp, son yıllarda yalnızca hasarlı dokunun onarılmasını hedefleyen bir yaklaşım olmaktan çıkarak, canlı dokunun yeniden tasarlanması, işlevsel organ parçalarının laboratuvarda üretilmesi ve hücreler arası iletişimin biyolojik olarak yeniden programlanması yönünde ilerliyor. 2026 yılının ağustos ve eylül aylarında yayımlanan çalışmalar da bu dönüşümün hızlandığını gösteriyor.
Son bir aylık bilimsel literatür incelendiğinde dört ana eğilim özellikle dikkat çekiyor: kök hücrelerin biyomühendislik ile birleştirilmesi, organoidlerin işlevsel dokulara dönüştürülmesi, hücre dışı veziküller ve eksozomların hücresiz tedavi platformlarına dönüşmesi ve biyolojik olarak işlev gören yapay dokuların doğrudan vücuda aktarılması.
Bu gelişmelerin ortak noktası ise rejeneratif tıbbın giderek “hücre vermek” yaklaşımından uzaklaşıp hücre, biyomalzeme, genetik bilgi, biyolojik sinyal ve yapay zekâ destekli tasarımın birlikte kullanıldığı bütüncül bir mühendislik alanına dönüşmesidir.
Kök hücre artık tek başına değil, biyomühendislikle birlikte düşünülüyor
Son dönemin dikkat çekici araştırmalarından biri, trakea yani soluk borusunun segmental hasarlarının onarılması için 3B biyobaskı teknolojisini adipoz doku kaynaklı kök hücreler ve kıkırdak yapılarla birleştiriyor.
Eylül ayında Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar, 3B baskılı mikro kanallara sahip ve kök hücre-kıkırdak kompozitlerinden oluşan bir yapı geliştirdi. Preklinik modellerde kullanılan bu yapıların hızlı damarlaşmayı desteklediği ve segmental trakea defektlerinin onarımını sağlayabildiği bildirildi.
Buradaki kritik nokta yalnızca bir “yapay trakea” üretilmiş olması değil. Araştırma, hücrelerin yaşayabileceği, damarlaşabileceği ve mekanik olarak işlev görebilecekleri üç boyutlu bir mikro çevrenin tasarlanabileceğini gösteriyor.
Bu yaklaşım gelecekte yalnızca trakea için değil; damar, kemik, kıkırdak, kas ve farklı kompleks dokuların üretimi için de kullanılabilecek bir platform anlayışına işaret ediyor.
Ancak burada önemli bir sınır bulunuyor: Çalışmanın preklinik düzeyde olması, teknolojinin henüz rutin klinik uygulamaya hazır olduğu anlamına gelmiyor. İnsanlarda güvenlik, uzun dönem dayanıklılık, immünolojik yanıt, tümörleşme riski ve üretim standardizasyonu gibi soruların yanıtlanması gerekiyor.
Yapay damarlar artık yalnızca “malzeme” değil, yaşayan doku olma yolunda
Rejeneratif tıbbın en önemli hedeflerinden biri, kalp-damar cerrahisinde kullanılabilecek biyolojik damarların geliştirilmesi.
Ağustos ayında Nature Communications dergisinde yayımlanan bir çalışmada, biyomühendislik ürünü hücresiz bir damar greftinin koyunlarda koroner arter bypass koyun modelinde 180 günlük %100 açıklık ve iki hayvanda antikoagülasyon kesildikten sonra 550 güne kadar takip edildi.
Çalışmanın önemi, yapay olarak oluşturulan damar yapısının zaman içinde canlı ve işlevsel doku özellikleri kazanabilmesi. Bu yaklaşım, klasik sentetik damar greftlerinden farklı olarak vücudun kendi hücresel mekanizmalarının grefti yeniden yapılandırmasına dayanıyor.
Eğer bu tür teknolojiler insanlarda güvenli ve uzun ömürlü hale getirilebilirse, gelecekte damar cerrahisinde kullanılabilecek kişiye uyarlanabilir biyolojik greftlerin önünü açabilir.
Buradaki uzun vadeli hedef yalnızca damar üretmek değildir. Asıl hedef, vücudun içine yerleştirildikten sonra kendisini biyolojik olarak yeniden organize edebilen “yaşayan implantlar” geliştirmektir.
Bu anlayış, rejeneratif tıbbın klasik protez yaklaşımından ayrıldığı temel noktalardan biridir.
Organoidler: Hastalık modeli olmaktan fonksiyonel dokuya
Rejeneratif tıbbın bir diğer önemli dönüşüm alanı organoid teknolojileri.
Eylül 2026 ayında Stem Cells dergisinde yayımlanan bir değerlendirme, “function-first organoid engineering” yaklaşımının önemini vurguluyor. Buradaki temel değişim, laboratuvarda organın küçük bir modelini oluşturmanın ötesine geçerek gerçek organ fonksiyonuna mümkün olduğunca yaklaşan organoidler geliştirmek.
Bu yaklaşım özellikle böbrek, karaciğer, retina, beyin ve kalp araştırmalarında önem kazanıyor.
Son dönemde insan kök hücrelerinden oluşturulan organoidlerde yalnızca hücrelerin bir araya gelmesi değil; damarlaşma, elektriksel aktivite, metabolik işlev ve hücreler arası iletişim gibi özelliklerin de yeniden oluşturulması hedefleniyor.
Bu nedenle organoidler gelecekte iki farklı alanda kritik rol oynayabilir:
- İlaç geliştirme ve hastalık modelleme
- Rejeneratif tedavide kullanılabilecek doku üretimi
İkinci alan özellikle dikkat çekici. Çünkü geleceğin rejeneratif tıbbında hastaya doğrudan kök hücre vermek yerine, laboratuvarda önceden organize edilmiş ve işlevsel özellikleri doğrulanmış bir doku parçasının nakledilmesi mümkün olabilir.
Eksozomlar ve hücre dışı veziküller: Hücresiz rejeneratif tıp
Son bir ayın yayınlarında öne çıkan bir başka alan ise ekstraselüler veziküller (EV) ve Eksozomlar.
Eksozomların öneminin artmasının temel nedeni, kök hücrelerin etkisinin yalnızca doğrudan dokuya dönüşmelerinden kaynaklanmadığının giderek daha iyi anlaşılmasıdır. Kök hücreler çevrelerindeki hücrelerle proteinler, RNA’lar, lipidler ve diğer biyolojik moleküller aracılığıyla iletişim kurabiliyor.
Ekstraselüler veziküller bu biyolojik mesajların taşınmasında önemli rol oynuyor.
Ağustos ayında yayımlanan bir derleme, ekstraselüler vezikül temelli biyolojik makromolekül taşıma sistemlerinin gelişimini ve klinik uygulama potansiyelini ele aldı. Çalışmada veziküllerin protein, lipid, nükleik asit ve diğer biyolojik yükleri taşıyabilmesi nedeniyle yeni nesil ilaç ve rejeneratif tedavi platformları açısından önem kazandığı vurgulanıyor.
Eylül ayında yayımlanan başka bir çalışma ise eksozom tedavisinin diz osteoartritindeki potansiyelini hayvan modelleri üzerinden değerlendiren bir ağ meta-analizi sunuyor.
Bu çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde, rejeneratif tıpta önemli bir paradigma değişimi ortaya çıkıyor:
Geleceğin tedavisi her zaman canlı hücre olmak zorunda olmayabilir.
Bunun yerine hücrenin ürettiği biyolojik mesajların kontrollü biçimde hedef dokuya aktarılması mümkün olabilir.
Bu yaklaşım; üretim, depolama, doz standardizasyonu ve güvenlik bakımından canlı hücre tedavilerine göre bazı avantajlar sağlayabilir. Ancak eksozom tedavilerinde de ürün standardizasyonu, kaynak hücre farklılıkları, biyolojik etkinliğin ölçülmesi ve uzun dönem güvenlik gibi önemli sorunlar devam ediyor.
Türkiye’de rejeneratif tıp: Kök hücreden hücre dışı veziküllere
Türkiye açısından son bir ayın (15 Ağustos-15 Eylül 2026) dikkat çekici gelişmelerinden biri, Ankara Üniversitesi araştırmacılarının spinal musküler atrofi hastasından insan indüklenmiş pluripotent kök hücre (iPSC) hattı oluşturup karakterize ettiği çalışmanın yayımlanması oldu.
Ağustos 2026 tarihli Stem Cell Research yayınında Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve Kök Hücre Enstitüsü araştırmacılarının yanı sıra Intergen araştırmacıları yer aldı.
Hasta kaynaklı iPSC hatlarının oluşturulması, nadir hastalıkların laboratuvar ortamında modellenmesi ve gelecekte kişiselleştirilmiş hücresel tedavi araştırmaları açısından büyük önem taşıyor.
Bu tür çalışmaların değeri yalnızca tek bir hastalık için yeni bir hücre hattı oluşturulmasında değil; hastanın genetik ve hücresel özelliklerini laboratuvar ortamında yeniden oluşturabilme kapasitesinde yatıyor.
Türkiye’deki bir diğer dikkat çekici çalışma ise Selçuk Üniversitesi ve Necmettin Erbakan Üniversitesi araştırmacılarının yer aldığı ve eylül ayında Journal of Hand Surgery dergisinde yayımlanan araştırma.
Çalışmada mezenkimal kök hücre kaynaklı eksozomlar ile üç boyutlu hiyalüronan bazlı scaffold birlikte kullanılarak tendon-kemik iyileşmesi araştırıldı.
Bu çalışma, Türkiye’deki araştırmaların da artık kök hücreleri tek başına değerlendirmekten ziyade hücre kaynaklı biyolojik sinyaller + biyomalzeme + doku mühendisliği üçgenine doğru ilerlediğini gösteriyor.
Türkiye’deki bilimsel kapasitenin bir diğer göstergesi ise ekstraselüler veziküller üzerine yayımlanan kapsamlı bir derleme. Necmettin Erbakan Üniversitesi, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ve Uşak Üniversitesi araştırmacılarının yer aldığı çalışmada EV’lerin biyogenezinden karakterizasyonuna ve klinik uygulamalarına kadar geniş bir çerçeve ele alındı.
Bu tablo, Türkiye’nin rejeneratif tıp araştırmalarında özellikle kök hücre, ekstraselüler veziküller, hücresel tedaviler ve doku mühendisliği eksenlerinde uluslararası literatürle eş zamanlı hareket ettiğini gösteriyor.
Rejeneratif tıp artık yapay organ fikrine yaklaşıyor
Son dönemde bilimsel yayınların yanı sıra güvenilir bilim haberlerinde de dikkat çeken gelişmeler bulunuyor.
Bunlardan biri MIT (A.B.D. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) araştırmacılarının üzerinde çalıştığı “mini-karaciğer” yaklaşımı (3 Mart 2026 tarihli çalışma)
Araştırmacılar, insan karaciğer hücreleri, hidrojel mikroküreler ve fibroblastlardan oluşan küçük doku yapılarının farelere enjekte edilmesiyle karaciğerin bazı temel fonksiyonlarının desteklenmesini araştırıyor.
Henüz yalnızca hayvan modeli düzeyinde olan bu yaklaşım, organ naklinin yerini almaktan çok farklı bir perspektif sunuyor: Tam bir organ üretmek yerine, vücudun kaybettiği kritik bir fonksiyonu küçük biyolojik doku parçalarıyla desteklemek.
Bu yaklaşım gelecekte “organı değiştirmek” ile “organ fonksiyonunu yeniden oluşturmak” arasındaki farkı daha da belirgin hale getirebilir.
Örneğin karaciğer yetmezliği olan bir hastada bütün karaciğeri değiştirmek yerine, belirli miktarda metabolik veya detoksifikasyon kapasitesini sağlayabilecek biyolojik doku implantlarının kullanılması teorik olarak mümkün olabilir.
Ancak bu teknolojilerin henüz klinik uygulamaya hazır olmadığı özellikle vurgulanmalıdır.
Türkiye açısından yalnızca bilim değil, düzenleme ve kapasite de önemli
Rejeneratif tıbbın geleceğini yalnızca laboratuvar başarısı belirlemeyecek.
Türkiye’de hücresel ve gen tedavilerinin klinik uygulamasına ilişkin kapasiteyi değerlendiren yakın tarihli bir başka önemli çalışma, Türkiye’deki akademik CAR-T tedavisi kapasitesini ve karşılaşılan sorunları ortaya koydu.
Türk Hematoloji Derneği’nin bilimsel alt komitesi tarafından hazırlanan çalışmada, Türkiye’de CAR-T tedavisine yönelik ciddi bir ihtiyaç bulunmasına rağmen maliyet, altyapı, eğitimli insan kaynağı, düzenleyici süreçler ve geri ödeme gibi sorunların erişimi sınırladığı belirtildi.
CAR-T doğrudan klasik anlamda rejeneratif tıp tedavisi olarak sınıflandırılmasa da ileri tedavi tıbbi ürünleri, hücresel tedaviler ve genetik olarak değiştirilmiş hücrelerin klinik kullanımı açısından rejeneratif tıbbın karşı karşıya olduğu ortak sorunları göstermesi bakımından önemlidir.
Dolayısıyla Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yalnızca laboratuvar altyapısını değil;
- Hücresel ürün üretim merkezlerini,
- GMP standartlarını,
- Hücre ve doku bankalarını,
- Biyolojik ürünlerin kalite kontrol sistemlerini,
- Uzun dönem hasta izlem kayıtlarını,
- Geri ödeme modellerini,
- Etik ve düzenleyici mekanizmaları
birlikte geliştirmesi gerekiyor.
Bir sonraki aşama: “akıllı” rejeneratif tıp
Son bir aylık literatürün belki de en önemli mesajı, rejeneratif tıbbın artık tek bir teknolojiye dayanmadığıdır.
Kök hücreler, organoidler, biyomalzemeler, 3B biyobaskı, eksozomlar, gen düzenleme, yapay zekâ ve mikroakışkan sistemler giderek aynı araştırma ekosisteminin parçaları haline geliyor.
Eylül 2026 ayında yayımlanan bir başka derleme, “bio-intelligent delivery systems” kavramı üzerinden canlı hücreleri, ekstraselüler vezikülleri, uyarana duyarlı biyomalzemeleri ve kapalı devre giyilebilir sistemleri bir araya getiren yeni nesil tedavi platformlarını ele alıyor.
Bu yaklaşım, gelecekte implantın yalnızca pasif bir yapı olmayabileceğini düşündürüyor.
Örneğin bir biyomalzemenin hasarlı dokunun mikro çevresini algılayarak ilaç veya büyüme faktörü salması; bir hücresel ürünün belirli biyolojik sinyallere yanıt vermesi; yapay zekânın ise hastanın biyolojik verilerine göre uygun hücre, scaffold ve doz kombinasyonunu önermesi mümkün olabilir.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda “rejeneratif tıp” kavramının yerini giderek biyolojik sistem mühendisliği gibi daha geniş bir anlayışın alması şaşırtıcı olmayacaktır.
Bilimsel umut ile klinik gerçeklik arasındaki mesafe
Bütün bu gelişmeler büyük bir potansiyel taşısa da rejeneratif tıp alanında bilimsel sonuçların kamuoyuna aktarılırken dikkatli olunması gerekiyor.
Laboratuvar ortamında elde edilen başarılı bir hücresel sonuç, doğrudan insanlarda etkili bir tedavi anlamına gelmiyor.
Hayvan modelinde damar oluşturan bir scaffold’ın insanda aynı sonucu vermesi garanti değil. Bir organoidin laboratuvarda organ benzeri davranması, onun hastaya güvenli biçimde nakledilebileceği anlamına gelmiyor. Eksozomların biyolojik olarak aktif olması ise standartlaştırılmış ve ruhsatlandırılmış bir tedavi ürünü oldukları anlamına gelmiyor.
Bu nedenle rejeneratif tıbbın önündeki en önemli sorunlardan biri artık yalnızca “çalışıyor mu?” sorusu değil.
Asıl sorular şunlar:
Ne kadar güvenli?
Hangi hastada çalışıyor?
Hangi dozda çalışıyor?
Ne kadar süre etkili?
Ürün partileri arasında aynı biyolojik etkinlik sağlanabiliyor mu?
Uzun dönemde tümörleşme, immün reaksiyon veya başka komplikasyon riski var mı?
Tedavi ekonomik olarak sürdürülebilir mi?
Bu sorular cevaplanmadan rejeneratif tıbbın klinik uygulamasının genişlemesi mümkün olmayacaktır.
Sonuç: Organ naklinin ötesinde bir tıp anlayışı
15 Ağustos–15 Eylül 2026 dönemindeki gelişmeler, rejeneratif tıbbın önemli bir eşikten geçtiğini gösteriyor.
Artık amaç yalnızca “kök hücre kullanmak” değil.
Amaç; doğru hücreyi, doğru biyomalzeme içinde, doğru biyolojik sinyallerle, doğru zamanda ve doğru mikro çevrede kullanarak işlevsel dokuyu yeniden oluşturmak.
Trakea için 3B biyobaskı ve kök hücre kombinasyonları, damar greftlerinin canlı dokuya dönüşmesi, iPSC’lerden hastaya özgü hücre modellerinin oluşturulması, organoidlerin fonksiyonel hale getirilmesi ve eksozomların hücresiz tedavi platformlarına dönüşmesi aynı büyük dönüşümün farklı parçaları.
Türkiye de bu dönüşümün dışında değil. Ankara, Konya, İstanbul ve diğer merkezlerde yürütülen kök hücre, hücresel tedavi, ekstraselüler vezikül ve doku mühendisliği çalışmaları, ülkenin bu alanda önemli bir araştırma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor.
Bundan sonraki kritik aşama ise bilimsel başarıların standartlaştırılmış, güvenli, etik, ekonomik ve erişilebilir klinik ürünleredönüştürülebilmesi.
Rejeneratif tıbbın gerçek devrimi belki de laboratuvarda yeni bir doku üretildiği gün değil; bu dokunun güvenli biçimde hastaya ulaştırılabildiği, uzun süre işlev gördüğü ve sağlık sisteminin bunu sürdürülebilir biçimde karşılayabildiği gün gerçekleşecek.
Ve görünen o ki 2026 yılında yayımlanan çalışmalar, bu geleceğin artık yalnızca bilimkurgu olmadığını; ancak hâlâ ciddi bilimsel, klinik ve düzenleyici eşiklerin aşılması gerektiğini gösteriyor.
Yazar Dr. Alparslan Tekiner, Ankara, 15 Eylül 2026
Kaynakça:
- Krouse A, Soule M, Gross C, McMahon M, Benkofske J, et al. 18 Month patency of acellular bioengineered regenerative conduit as coronary artery bypass. Nature Communications. 2026. doi:10.1038/s41467-026-77065-3.
- Zhang X, Wei N, Liu B, Yuan P, Wu X, Zhang Z, et al. 3D minichannel-morphed adipose stem cell-cartilage granule reconstituted tough grafts for repairing segmental tracheal defects in preclinical models. Nature Communications. 2026. doi:10.1038/s41467-026-77738-z.
- Das A, Ramachandran K, Nasiri B, Wu Y, Smith RJ, Lei P, et al. Innate immune cell-mediated regeneration of acellular vascular grafts in aged hosts. npj Regenerative Medicine. 2026. doi:10.1038/s41536-026-00505-7.
- Sanaki-Matsumiya M, Sanaki Y, Villava C, Rappez L, Gritti N, Nakaki F, et al. Self-organization of vascularized muscle from bovine embryonic stem cells. Nature Communications. 2026;17:8975. doi:10.1038/s41467-026-76569-2.
- Nishimura Y. Function-first organoid engineering for regenerative medicine: current challenges and future perspectives. Stem Cells. 2026;44(9). doi:10.1093/stmcls/sxag044.
- Zhao Y, et al. Exosome therapy for knee osteoarthritis: a network meta-analysis based on rat models. Stem Cells Translational Medicine. 2026;15(9). doi:10.1093/stcltm/szag069.
- Santra M, et al. M1-primed human corneal stromal stem cell-derived exosomes delivering protein-coding transforming growth factor-β3 RNA promote corneal regeneration. Stem Cells Translational Medicine. 2026;15(9). doi:10.1093/stcltm/szag079.
- Park CY, et al. Serum-induced recovery of proliferative capacity and differentiation potential in aged dental pulp stem cells. Stem Cells Translational Medicine. 2026;15(9). doi:10.1093/stcltm/szag072.
- He L, et al. Temporal mapping of radiation-induced neural injury and mitigation in human cortical organoids. Stem Cells Translational Medicine. 2026;15(9). doi:10.1093/stcltm/szag071.
- Franco ML, et al. Mesenchymal stem cells and empagliflozin: a potential therapeutic approach for autophagy and Klotho modulation in diabetic kidney disease. Stem Cells. 2026;44(9). doi:10.1093/stmcls/sxag043.
- Ahangar P, Westra van Holthe NJ, Lobb RJ, Wolfram J, Kijas AW, et al. Biophysical modulation of stem cell-derived extracellular vesicles. Stem Cell Research & Therapy. 2026. doi:10.1186/s13287-026-05177-0.
- Rokaya N, Shetty KP, Desai V, Rokaya D. Applications of extracellular vesicles in tissue regeneration: a narrative review. Frontiers in Bioengineering and Biotechnology. 2026;14:1876356. doi:10.3389/fbioe.2026.1876356.
- Torunoğlu Eİ, Sarı ZB, Sarı ME, Aytar EC. Extracellular vesicles-based biological macromolecule delivery systems: biogenesis, characterization, and emerging clinical applications. Biotechnology and Bioengineering. 2026. doi:10.1002/bit.70334.
- Balkawade SR, Sajeev D, Nayak UY. Next-generation bioinks in 3D bioprinting: advances, challenges, and emerging opportunities. ACS Omega. 2026;11(34):50668–50687. doi:10.1021/acsomega.6c07537.
- Eratilgan NF, Gurdal M, Kocamanoglu M, Atsatan YK, Kanbur SA, Subasi Demir C, et al. Exosome-enriched extracellular vesicles versus serum in corneal epithelial wound healing: an exploratory preclinical study. Experimental Eye Research. 2026;111195. doi:10.1016/j.exer.2026.111195.
- Doğan E, Aksoy ZB, Ergin B, Ceylaner S, Akçalı KC. Generation and characterization of human induced pluripotent stem cell line AUSCIi001-A from spinal muscular atrophy patient. Stem Cell Research. 2026;95:104078. doi:10.1016/j.scr.2026.104078.
- Karataş S, Yıldıran G, Çiçek G, Akdeniz H, Öz Bağcı F, Tosun Z. Mesenchymal stem cell-derived exosomes combined with 3-dimensional hyaluronan-based scaffold promote tendon-to-bone tunnel healing. The Journal of Hand Surgery. 2026;51(9):1004–1017. doi:10.1016/j.jhsa.2026.05.009.
- Şencan A, Güngörmüş R. Stem cells and exosomes: applications in pediatric surgery. Turkish Journal of Pediatric Surgery. 2026;40(1):1–7. doi:10.62114/JTAPS.2026.206.
- Ilic D, Liovic M. Industry updates in advanced therapy medicinal products and regenerative medicine – August 2026. Regenerative Medicine. 2026. doi:10.1080/17460751.2026.2731198.
- Sugai K, Tsuji O, Fujiyoshi K, et al. An iPSC-derived neural progenitor cell therapy for subacute spinal cord injury: a phase 1 trial with long-term follow-up. Nature Medicine. 2026. doi:10.1038/s41591-026-04549-6.
- Wang Z, Cheng Q, Zhou M, Feng K, Chen Q, Yuan Y, et al. Phosphatidylserine-everted erythrocyte membrane vesicles enhance efferocytosis and remodeling of vascular grafts. Nature Communications. 2026;17:5620. doi:10.1038/s41467-026-71975-y.
- Torunoğlu Eİ, Sarı ZB, Sarı ME, Aytar EC. Extracellular vesicles-based biological macromolecule delivery systems: biogenesis, characterization, and emerging clinical applications. Biotechnology and Bioengineering. 2026. doi:10.1002/bit.70334.
Not: Bu metin bilgilendirme ve akademik yazım amacıyla hazırlanmıştır; tanı veya kişiye özel tedavi önerisi değildir. Klinik uygulamalarda güncel kılavuzlar, yetkili düzenleyici kurumların kararları ve uzman değerlendirmesi esas alınmalıdır.




