İnsan bağırsak sistemi, toplamda 100 trilyondan fazla organizmayı kapsayan en az 1000 farklı bakteri türüne ev sahipliği yapan sistemdir. Bu çeşitli ekosistem, erken yaşam olayları tarafından şekillendirilir ancak bileşenleri, konak genleri ve diyet ve çevresel toksinler gibi dış faktörler arasındaki etkileşimler yoluyla zaman içinde değişebilir. Bağırsak mikrobiyotası; spesifik mikrobiyal metabolitler aracılığıyla enerji dengesini, sistemik inflamasyonu ve metabolik yolları değiştirerek kardiyometabolik riski doğrudan etkiler.
Bugün pekçok hastalığın patogenezinden sorumlu tutulan Metabolik sendrom (obezite, yüksek tansiyon, yüksek trigliserit ve şeker yüksekliğinin bir arada bulunması), aterosklerozu agresif şekilde ilerletebilir. Burada bozulmuş karbonhidrat metabolizması, insülin direnci, kan lipidlerinin yüksekliği ve oksidasyon reaksiyonları başlıca rolü üstlenir. Zamanla genişleyen iç organ yağ dokusu (ektopik yağlanma), vücuda sürekli olarak sitokin adı verilen iltihap sinyalleri salar. Ateroskleroz zaten kronik bir inflamasyon (iltihap) hastalığı olduğundan, bu metabolik yangı damar sertleşmesini doğrudan körükler.
Tanı koymada laboratuvar her zaman kanıta dayalı olarak fonksiyonelliğini sürdürmektedir. Bu amaçla Tam Metabolik Panel dediğimiz testler yapılmaktadır.
Tam metabolik panel (TMP) içinde kişinin mevcut metabolik durumu, karaciğer veya böbrek hastalığı kontrolü, elektrolit ve asit/baz dengesi, kan şekeri ve kan proteini düzeyleri hakkında kritik bilgiler sağlayan 20 testten oluşan bir settir. Lipid Panel Testi Apolipoprotein B Testi, Hb A1c Testi, Glikoz Testi, Kapsamlı Metabolik Panel Testi (CMP) ve hs-CRP Testi kardiyometabolik değerlendirmede kullanılan testlerdir. Ancak metabolik yolaklar ve hormon düzeyleriyle mikrobiyota analizleri ve ağır metal düzeyleri de ileri testler olarak değerlendirilmektedir.
Metagenomik analizler, insan bağırsağının çoğunlukla Firmicutes ve Bacteriodetes olmak üzere 2 ana filumdan oluşan ortak bir bakteri çekirdeğinden oluştuğunu, bağırsak mikrobiyotasının geri kalanının ise oldukça çeşitli olduğunu ortaya koymuştur. Bu çeşitlilik genellikle Proteobacteria, Verrumicrobia, Actinobacteria, Fusobacteria ve Cyanobacteria filumlarının yanı sıra Archaea alanından daha az sayıda türü de içerir. Çok sayıda bilimsel kanıt, bağırsak mikrobiyotasının bileşimindeki veya işlevindeki değişikliklerin obezite ve ilgili metabolik anormalliklerin (örneğin, tip 2 diyabet), periferik ve koroner arter hastalığının ve hatta otizm gibi nörobilişsel durumların gelişimine katkıda bulunduğunu desteklemektedir. Bağırsak mikrobiyotasının etkileri, konakçı içinde dolaşabilen ve uzak bölgelerde etki gösterebilen, temelde hormon gibi davranan lipopolisakkarit (LPS) veya diğer biyoaktif metabolitlerin üretimi de dahil olmak üzere birden fazla mekanizma aracılığıyla gerçekleşebilir. Bağırsak bakterilerinin belirli besin maddelerinden ara öncüller (örneğin, trimetilamin [TMA]) ürettiğini ve bunların daha sonra konakçı tarafından biyolojik olarak aktif ürünler (örneğin, trimetilamin N-oksit) oluşturmak üzere metabolize edilebildiğini, bu ürünlerin de lipid metabolizması üzerinde doğrudan etkiler gösterebildiğini ve hastalık gelişimine veya ilerlemesine katkıda bulunabildiğini göstermektedir. Bağırsak mikrobiyal metabolitlerinin etkilediği biyolojik mekanizmalar arasında ters kolesterol taşınımı, karaciğer kolesterol ve sterol metabolizması, bağırsak lipid taşınımı, safra asidi bileşimi ve havuz büyüklüğü, glikoz ve insülin metabolizması, enerji hasadı/harcaması ve diğerleri yer alabilir. Kısa zincirli yağ asitleri (SCFA’lar) kolesterolün safra asitlerine dönüşümünü artırarak kolesterol seviyelerini düşürebilir. Kolesterol 7α-hidroksilaz (CYP7A1), kolesterolün safra asitlerine dönüşümünde tek hız sınırlayıcı enzimdir. Hayvanlar üzerinde yapılan bir deneyde, hamsterlara SCFA karışımı verilmesinin karaciğerde Cyp7a1 ekspresyon seviyesini artırdığını göstermiştir. SCFA’lar tarafından Cyp7a1’in up regülasyonu, kolesterolün safra asitlerine dönüşümünü ve kolesterol emilimini değiştirmeden kandan karaciğere kolesterol alımını artırarak safra asitlerinin dışkı yoluyla atılımını artırır ve plazma kolesterol konsantrasyonlarında azalmaya yol açabilmektedir. Dolayısıyla Hipokrat’ın yıllar önce söylediği gibi “hastalıklar bağırsakta başlar” sözü bugün bilimsel kanıtlarla desteklenmiş oluyor. Hastalanmadan önce yaşam tarzı, sağlıklı beslenme, egzersiz ve toksinlerden uzak durmanın yanı sıra hastalık döneminde medikal tedaviye eşlik eden doğru ve destekleyici beslenmenin önemi günümüzde git gide artış göstermektedir.
Prof. Dr. Aslıhan Gürbüz Bolkan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, 06 Ekim 2026Edit edildi. Bekir Metin, 6.10.2026

