Yeni bir sekmede açılır
Köşe Yazısı

Deride Fotoyaşlanma Mekanizmaları

Prof. Dr. Leyla Aydın
Prof. Dr. Leyla Aydın
Prof. Dr.
23 Ekim 2026
· 7 dk okuma

Yaşlanma, organizmanın zaman içerisinde yapısal bütünlüğünde ve fonksiyonel kapasitesinde kademeli azalma ile karakterize, çok boyutlu ve heterojen bir biyolojik süreçtir. Bu süreç, yalnızca kronolojik yaşın ilerlemesiyle sınırlı olmayıp; genetik yapı, çevresel maruziyetler ve hücresel düzeyde biriken rastlantısal hasarların karmaşık etkileşimi sonucunda şekillenir. Yaşlanma sürecini belirleyen faktörler genel olarak üç ana başlık altında incelenir: intrinsik faktörler (genetik ve epigenetik özellikler), ekstrensek faktörler (çevresel ve yaşam tarzına bağlı etmenler) ve stokastik faktörler (rastgele oluşan hücresel ve moleküler hasarlar). Bu faktörlerin etkileşimi sonucunda hücresel homeostaz bozulur, doku yenilenme kapasitesi azalır ve yaşlanmaya özgü fenotipik değişiklikler ortaya çıkar.

Deri, bariyer oluşturma, termoregülasyon, immün savunma, duyusal algı ve su kaybının önlenmesi gibi hayati fonksiyonları yerine getiren, organizmanın en büyük organıdır. Yaşlanma sürecinde epidermis, dermis ve hatta hipodermisi de kapsayan deri katmanlarında hücresel yenilenmenin yavaşlaması, ekstraselüler matriks (ECM) bileşenlerinde bozulma, vaskülarizasyonun azalması ve bariyer fonksiyonlarında zayıflama meydana gelmektedir.

Deri yaşlanması

Deri yaşlanmasını etkileyen faktörler incelendiğinde intrinsik faktörlerin yaşlanma sürecine katkısının yaklaşık %25–35 arasında olduğu görülmektedir. Bu da yaşlanma sürecinde çevresel faktörlerin önemine dikkat çekmektedir. Krutmann ve arkadaşları tarafından 2017 yılında yayımlanan kapsamlı bir çalışma, fertilizasyondan ölüme kadar geçen süreçte derinin maruz kaldığı tüm çevresel etkenleri kapsayan “deri ekspozomu” kavramını ortaya koymuştur. Bu çalışmada deri yaşlanmasına katkıda bulunan çevresel faktörler; güneş ışınları, çevre kirliliği, sigara ve tütün ürünleri kullanımı, sıcaklık değişimleri, uyku yoksunluğu, psikolojik stres ve beslenme alışkanlıkları başlıkları altında sınıflandırılmıştır (Krutmann vd., 2017). Derinin doğrudan çevre ile temas hâlinde olan bir organ olduğu göz önüne alındığında, bu ekspozom faktörlerinin deri üzerinde oluşturduğu kümülatif ve yıpratıcı etkilerin yaşlanma sürecinde belirleyici rol oynadığı açıktır.

Deri ekspozomundaki etkenler arasında ise en baskın etkenin ultraviyole (UV) radyasyon olduğu görülmektedir. Tüm ekspozomlar içinde tek başına UV radyasyonun deri yaşlanmasının yaklaşık %80’inden sorumlu olduğu bildirilmektedir. UV radyasyon, güneş gibi doğal kaynaklardan yayıldığı gibi, solaryum cihazları, kalıcı oje kurutucuları ve UV sterilizasyon sistemleri gibi yapay kaynaklardan da köken alabilir. Dalga boylarına göre UV radyasyon üç gruba ayrılır: UVA (320–400 nm), UVB (280–320 nm) ve UVC (100–280 nm). UVC ışınlarının tamamına yakını ve UVB ışınlarının önemli bir kısmı ozon tabakası tarafından absorbe edildiğinden yeryüzüne ulaşamaz. Yeryüzüne ulaşabilen UVB ışınları esas olarak epidermise nüfuz ederken, UVA ışınları daha derin dokulara ulaşarak dermise kadar ilerleyebilir (Şekil 1). Bu nedenle UVB radyasyonu sıklıkla eritem ve akut güneş yanığı gibi etkilerden sorumlu tutulurken, dermise kadar ulaşabilen UVA ışınları, daha çok kollajen ve elastin liflerinde hasara yol açarlar (Ansary vd., 2021).

Fotoyaşlanma Mekanizmaları

Derinin tekrarlayan ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalması sonucunda ortaya çıkan ve “fotoyaşlanma” olarak adlandırılan süreç, yaşam boyu alınan UV ışını dozuyla yakından ilişkilidir. Fotohasar deri ve deri altı destek dokularını etkileyen dejenaratif bir süreç olup etkileri genellikle yaşlanma belirginleşmeden yıllar önce başlamaktadır. UV ışınlarına bağlı kümülatif hasar; erken hücresel yaşlanma, ECM’de bozulma ve inflamatuar yanıtlarla ilişkilidir. Uzun süre güneşe maruz kalan deride melanosit yoğunluğu ve melanogenez artabilir; telenjiektaziler, eritem ve stratum korneumdan su kaybına bağlı ince kırışıklıklar gelişebilir. Ayrıca fotoyaşlanmış deride benign ve malign tümör gelişme riski de artar.

Fotoyaşlanmanın temel mekanizmalarından biri, UV maruziyetinin oksidatif stresi tetikleyerek reaktif oksijen türlerinin (reactive oxygen species, ROS) üretimini artırmasıdır (Zhang vd., 2024, Soheilifar vd., 2022, Ansary vd., 2021). Süperoksit anyonu, hidrojen peroksit ve hidroksil radikali gibi molekülleri kapsayan ROS, fizyolojik düzeylerde hücresel sinyalizasyon süreçlerinde rol oynarken aşırı üretildiklerinde oksidatif strese neden olur. Bu durum, hücresel bileşenlerde hasara yol açarak deri homeostazını olumsuz etkiler.

Deride ROS birikimi hem intrinsik yaşlanma süreçleriyle hem de ekstrensek çevresel faktörlerle ilişkilidir. İntrinsik yaşlanma sırasında mitokondriyal oksidatif fosforilasyon sonucunda oluşan ROS, zaman içinde birikerek hücresel makromoleküllerde hasara neden olabilir. Ekstrensek faktörler arasında ise özellikle UV radyasyonu, çevresel kirlilik, sigara dumanı ve kimyasal ajanlar, deride ROS üretimini artıran başlıca etkenlerdir. UV ışınları, epidermal ve dermal kromoforlar tarafından absorbe edilerek serbest radikal oluşumunu tetikler. ROS üretiminin antioksidan savunma sistemlerinin kapasitesini aşması, oksidatif stres gelişmesine ve deri yapısının bütünlüğünün bozulmasına katkıda bulunur.

Artmış oksidatif stres, derideki protein, lipit ve nükleik asitlerde yapısal ve fonksiyonel bozukluklara yol açar. Lipit peroksidasyonu hücre zarlarının bütünlüğünü bozarken protein oksidasyonu, enzim aktivitesini ve hücresel iskeletin stabilitesini olumsuz etkiler. DNA’da meydana gelen oksidatif hasar ise mutasyon birikimine, hücresel senesense ve apoptoza yol açabilir. Bu değişiklikler, epidermal hücre yenilenmesinin yavaşlamasına ve dermal onarım kapasitesinin azalmasına katkıda bulunur.

Dermiste oksidatif stresin önemli etkilerinden biri, matriks metalloproteinazların (MMP’ler) aktivitesini artırmasıdır. Reaktif oksijen türlerinin (ROS) etkisiyle aktive olan sinyal yolakları, özellikle aktivatör protein-1 (Activator Protein-1, AP-1) ve nükleer faktör kappa B (Nuclear Factor kappa-B, NF-κB), ECM’nin yeniden yapılanmasında rol oynar. AP-1 aracılı sinyalizasyon MMP ekspresyonunu artırarak kollajen yıkımını hızlandırırken kollajen sentezini de baskılayabilir. Bu dengesizlik, ECM bütünlüğünün bozulmasına ve derinin mekanik dayanıklılığının azalmasına katkıda bulunur. Ayrıca oksidatif stres, elastik liflerdeki yapısal değişiklikler ve anormal elastik materyal birikimiyle karakterize solar elastozis gelişiminde rol oynar.

ROS artışı, inflamatuvar sinyal yolaklarını da etkileyerek deride kronik, düşük dereceli inflamasyonun sürdürülmesine katkıda bulunur. Yaşlanmayla ilişkili bu inflamatuvar durum, inflammaging olarak adlandırılır. Proinflamatuvar sitokinlerin sürekli üretimi, hücresel ve doku düzeyindeki hasarı artırarak deri yaşlanmasına eşlik eden yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin ilerlemesinde rol oynar (Rittié ve Fisher, 2002; Poljšak vd., 2012; Krutmann ve Schroeder, 2009; Schäfer ve Werner, 2008).

Ultraviyole (UV) maruziyetinin cilt fotoyaşlanmasındaki rolü. UV radyasyonu, reaktif oksijen türlerinin (ROT) oluşumuna yol açar ve mitojenle aktive olan protein kinazların (MAPK) aktivasyonunu tetikler. Bu süreç, aktivatör protein-1 (AP-1) aracılığıyla matriks metalloproteinazların (örneğin MMP-1 ve MMP-3) ekspresyonunun artmasına ve nihayetinde kollajen yıkımına neden olur. TGF-β/Smad sinyal yolu, COL1A1 üzerinden kollajen sentezini destekler; ancak UV ışınları bu yolu baskılayabilir. UV maruziyeti, NF-κB’yi aktive ederek interlökin-6 (IL-6) ve interlökin-8 (IL-8) gibi inflamatuar sitokinlerin üretimine yol açar. Ayrıca, antioksidan savunma sağlayan “nükleer faktör eritroid 2 ile ilişkili faktör 2″nin (Nrf2) çekirdeğe translokasyonunu tetikler. Tüm bu süreçler; oksidatif stres, kollajen dengesizliği, inflamasyon, DNA hasarı ve hücresel yaşlanma ile sonuçlanır; klinik olarak ise kırışıklık oluşumu, cilt yaşlanması gelişir ve hatta cilt kanseri şeklinde kendini gösterebilir (Şekil 1).

Şekil 1. Ultraviyole (UV) maruziyetinin deri fotoyaşlanmasındaki rolü. UV radyasyonu, reaktif oksijen türlerinin (ROS) oluşumuna yol açar ve mitojenle aktive olan protein kinazların (MAPK) aktivasyonunu tetikler. Bu süreç, aktivatör protein-1 (AP-1) aracılığıyla matriks metalloproteinazların (örneğin MMP-1 ve MMP-3) ekspresyonunun artmasına ve nihayetinde kollajen yıkımına neden olur. TGF-β/Smad sinyal yolu, COL1A1 üzerinden kollajen sentezini destekler; ancak UV ışınları bu yolu baskılayabilir. UV maruziyeti, NF-κB’yi aktive ederek interlökin-6 (IL-6) ve interlökin-8 (IL-8) gibi inflamatuar sitokinlerin üretimine yol açar. Ayrıca, antioksidan savunma sağlayan “nükleer faktör eritroid 2 ile ilişkili faktör 2″nin (Nrf2) çekirdeğe translokasyonunu tetikler. Tüm bu süreçler; oksidatif stres, kollajen dengesizliği, inflamasyon, DNA hasarı ve hücresel yaşlanma ile sonuçlanır; klinik olarak ise kırışıklık oluşumu, cilt yaşlanması ve hatta cilt kanseri şeklinde kendini gösterir (Lyu J L. et al. 2025).

Sonuç

Fotoyaşlanma, UV maruziyetine bağlı oksidatif stres, hücre dışı matriksin bozulması ve inflamatuvar yanıtlar sonucunda derinin yapısal bütünlüğünü ve fonksiyonlarını etkileyerek kırışıklıklar, pigmentasyon değişiklikleri, elastikiyet kaybı ve deri tümörleri gelişme riskinde artış gibi sonuçlara yol açabilir. Deri yaşlanması ve fotoyaşlanmanın altında yatan mekanizmaların anlaşılması, deri sağlığının korunması ve yaşlanmayla ilişkili patolojik değişikliklerin önlenmesine yönelik yaklaşımların geliştirilmesine zemin hazırlamaktadır. Ayrıca güneş maruziyetinin sınırlandırılması ve uygun güneş koruyucu ürünlerin düzenli kullanımı gibi önlemlerle fotoyaşlanmanın azaltılabilmesi, koruyucu uygulamaların önemini de vurgulamaktadır.

Prof. Dr. Leyla Aydın, Tıbbi Fizyoloji, Medikal Estetik, Ankara, 23.10.2026

Kaynakça

Ansary, T. M., Hossain, M. R., Kamiya, K., Komine, M., ve Ohtsuki, M. (2021). Inflammatory molecules associated with ultraviolet radiation-mediated skin aging. International Journal of Molecular Sciences, 22(8), 3974.

Krutmann, J., Bouloc, A., Sore, G., Bernard, B. A., ve Passeron, T. (2017). The skin aging exposome. Journal of dermatological science, 85(3), 152-161.

Krutmann, J., ve Schroeder, P. (2009). Role of mitochondria in photoaging of human skin: the defective powerhouse model. Journal of Investigative Dermatology Symp Proc, 14(1), 44–49.

Lyu, J. L., Wu, P. Y., Liao, H. F., Lee, C. L., Wen, K. C., Chang, C. C., & Chiang, H. M. (2025). Djulis (Chenopodium formosanum) Extract as a Promising Natural Agent Against Skin Aging. Molecules, 30(15), 3209.

Poljšak, B., Dahmane, R., ve Godić, A. (2012). Intrinsic skin aging: the role of oxidative stress. Acta Dermatovenerologica Alpina, Pannonica et Adriatica, 21(2), 33–36.

Rittié, L., ve Fisher, G. J. (2002). UV-light-induced signal cascades and skin aging. Ageing Research Reviews, 1(4), 705–720.

Schäfer, M., ve Werner, S. (2008). Oxidative stress in normal and impaired wound repair. Pharmacological Research, 58(2), 165–171.

Soheilifar, M. H., Masoudi-Khoram, N., Shirkavand, A., ve Ghorbanifar, S. (2022). Non-coding RNAs in photoaging-related mechanisms: a new paradigm in skin health. Biogerontology, 23(3), 289-306.

Zhang, X., Zhuang, H., Wu, S., Mao, C., Dai, Y., ve Yan, H. (2024). Marine bioactive peptides: anti-photoaging mechanisms and potential skin protective effects. Current Issues in Molecular Biology, 46(2), 990-1009.

Paylaş
Yazar
Prof. Dr. Leyla Aydın
Prof. Dr. Leyla Aydın
Prof. Dr.
Nörofizyoloji
Yazar Profilini Gör →
Yazarın Diğer Yazıları